TİCARETİ TERK SUÇU

GİRİŞ

Son yıllarda ülkemizdeki ekonomik koşulların olumsuz bir yön alması alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kötü niyetli tacir borçluların sayısının artmasına sebebiyet vermiştir. Her ne kadar kanuni düzenlemeler ile borçlular yararına bir çok değişiklik yapılsa da? tacirlerin kötü niyetli davranışları ile alacaklıların hak ve menfaatlerine zarar vermeleri önlenmek istenmektedir. Bu hususta yapılan düzenlemelerden biri de İ.İ.K.’nun 44 maddesi ile” Ticareti Terk Eden Tacirlere” yüklenen sorumluluklar ve devamında bu yükümlülüklere uyulmamasının neticesinde karşılaşabilecekleri İ.İ.K.’nun 337/a maddesinde yer alan yaptırımlardır.

I-TİCARETİ TERK HÜKÜMLERİ (İ.İ.K. md.44 )

İcra İflas Kanunu’nun md.44/1 hükmü gereği ; ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicili memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazetede ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mutat ve münasip vasıtalarla ilan olunur.

Bu ilan tarihinden itibaren bir yıl içinde ticareti terk eden tacir hakkında iflas yolu ile takip yapılabilir. Yine kötü niyetli borçlulara karşı alacaklıları korumak amacıyla getirilen bu hüküm ile ticareti terk eden tacirin , mal beyanının tevdi tarihinden itibaren iki ay içinde hacze kabil malları üzerinde tasarrufta bulunması yasaklanmıştır.

Üçüncü şahısların zilyetlik ve tapu sicili hükümlerine dayanarak iyi niyetle elde ettiği haklar saklıdır. Ancak karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren ikinci dereceye kadar (Bu derece dâhil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasındaki iktisaplarda iyi niyet iddiasında bulunulamaz.(İ.İ.K .md 44/4)

Mal beyanını alan merci, keyfiyeti tapu veya gemi sicil daireleri ile Türk Patent Enstitüsüne bildirir. Bu bildiri üzerine sicile, temlik hakkının iki ay süre ile tahdit edilmiş bulunduğu şerhi verilir. Keyfiyet ayrıca Türkiye Bankalar Birliğine de bildirilir. (İ.İ.K. md.44/5)

Bozulmaya maruz veya muhafazası külfetli olan veya tayin edilen kanuni müddet içinde değerinin düşmesi kuvvetle muhtemel bulunan mallar hakkında, tacirin talebi üzerine, mahkemece icra memuru marifetiyle ve bu kanun hükümleri dairesinde bu malların satılmasına ve bedelinin 9 uncu maddede yazılı bir bankaya depo edilmesine karar verilebilir.” (İ.İ.K.md.44/6)

II-TİCARETİ TERK HÜKÜMLERİNE AYKIRILIK (İ.İ.K. md.337/a)

İ.İ.K.’nun 337/a madde başlığı her ne kadar “Ticaret Terk Edenlerin Cezası “ olarak düzenlenmiş olsa da bu hüküm ile cezalandırılan ticareti terk davranışı değil ticareti terk eden tacirin İ.İ.K’nun 44.maddesindeki yükümlülüklere aykırı davranışıdır.

İ,İ,K, md. 337/a “44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez.

Borçlunun iflası halinde, birinci fıkradaki durum ayrıca taksiratlı iflas hali sayılır.” hükmü gereği ticareti terk hükümlerine aykırı davranan tacirlerin bu davranışları müeyyideye bağlanmıştır.

A-TİCARETİ TERK SUÇUNUN UNSURLARI

1-MADDİ UNSURLARI

a- Ticareti terk eden borçlu ticaret siciline kayıtlı tacir olmalıdır. Borçlunun tacir olup olmadığı Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirlenir.[1]

Ticari işletmelerin bu madde kapsamında tacir sayılıp sayılmadığı da tartışmalı hususlardan biri olup öncelikle tacir kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. Gerek öğretide gerekse Yargıtay kararlarında farklı görüşler mevcuttur.

“ Kuru, ilan tarihinden itibaren bir sene içinde, ticareti terk eden tacir hakkında iflas yolu ile takip yapılabileceği ( İİK md.44/2) hükmündeki tacirden maksat, gerçek kişi olan tacirler olduğunu, tüzel kişi tacirler (ticaret şirketleri) hakkında 44 üncü maddenin 2. fıkrasının uygulama kabiliyetinin olmadığını ticaret şirketlerinin, ticareti terkedince tasfiyeye gireceklerinden ve tasfiye sonunda şirketin ticaret sicilindeki kaydının silinmesinden sonra tüzel kişiliği son bulacağından, artık, ticaret şirketlerini sicilden silindikten sonra iflâs yolu ile takip etmeye imkân olmadığını esasen, ticaret şirketleri bakımından buna lüzum da olmadığını zira tasfiyede şirketin bütün mallarının tasfiye edildiğini söyleyerek şirketler için ticareti terkin mümkün olmadığını savunmuştur”[2]

Nitekim Yargıtay 16.Hukuk Dairesi de eski tarihli kararlarında söz konusu hükmün ticaret şirketleri için de uygulanabileceği yönünde karar verirken[3] 2009 yılından sonra görüş değiştirerek ticaret şirketleri için ticareti terk suçunun işlenmesinin yasal olarak mümkün olmadığı yönünde kararlar vermiştir.[4]

T.T.K. 12.maddesi gereği “ Bir ticari işletmeyi ,kısmen de olsa kendi adına işleten kişiye tacir denir.” Yine aynı kanunun 16.maddesi hükmü gereği “ Ticaret şirketleriyle ,amacına varmak için ticari işletme işleten vakıflar ,dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere Devlet ,il özel idaresi , belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.”
Kanaatimizce İ.İ.K.’nun 44.maddesinde yer alan “Mal beyanında bulunmayan tacir…” kavramına madde metninde istisna getirilmediğinden T.T.K. hükümleri gereğince tacir sayılan Ticaret Şirketlerinin İ.İ.K. md.337/a kapsamı dışında bırakılmasını gerektiren yasal bir dayanak bulunmamaktadır. Yine İ.İ.K.’nun 345.maddesi uyarınca bu kanunda yazılı suçların bir tüzel kişi tarafından işlenmesi halinde ticari şirket müdür ve yetkililerinin sorumlu olacağı hüküm altına olunmuş olup şirket yetkilileri açısından söz konusu suçun işlenip işlenmediğinin değerlendirilmesi gerekecektir.
Aksi taktirde “Ticari şirketi temsil ve idareden sorumlu müdür ve yetkililerinin bu suçu işleyemeyeceklerinin kabulü halinde, ticareti terk suçunu işleyen gerçek kişi tacirlerin İ.İ.K’’nun 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerekecek, ancak aynı fiili işleyen ve İ.İ.K’nun 345. maddesi uyarınca bu fiilden sorumlu tutulması gereken ticari şirket müdür ve yetkililerinin cezai sorumluluktan muaf tutulmaları anlamına gelecektir ki bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. “[5]
b-Borçlu tacirin ticareti terk etmesi gerekir.

Öğretide, ticareti terk ,ticari işletmeyi kendi adına işletmekten vazgeçmek veya ticari işletmeyi kapatmak veya dağıtmak bir tacirin ticari hayattan çekilmesi olarak tanımlanmıştır.[6] Öğreti de tartışma konusu olan hususlardan biri de ticaretin kısmen terk edilmesi halidir.Bir tacirin işletmesinin belirli bir kısmını bir başkasına devretmesi veya birden çok ticari işletmesi bulunan bir tacirin en az bir işletmeyi bırakmak kaydıyla diğerlerini devretmesi halinde ticaretin kısmen devri söz konusu olacaktır.

Prof.Dr.Baki KURU ‘ya göre ticaretin kısmen terki halinde de İ.İ.K.’nun 44/1 maddesi uygulama alanı bulmaktadır.Buna karşılık kısmen terk durumunda ticari hayatına devam eden tacirin her zaman iflasa tabi olabileceği düşüncesiyle İ.İ.K.md.44/2 ‘nin uygulama alanının bulunmadığı görüşündedir.[7]

Kanaatimizce ticaretin kısmen terkinin söz konusu olduğu durumlarda İ.İ.K.md. 44 dolayısıyla İ.İ.K. md.337/a uygulama alanı bulamayacaktır. Zira T.T.K. 12.md. “ Bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına ileten kişiye tacir denir.” hükmü gereği ticari işletmenin kısmen devri veya kapatılması halinde ticareti terk söz konusu olmayıp tacir sıfatı devam etmektedir. Ticari hayatına devam eden bir tacirden İ.İ.K. md.44/3 hükmü gereği iki ay süre ile hacze kabil malları üzerinde tasarruf edememesini beklemek de ticari hayatın olağan akışına aykırıdır. Kaldı ki ticaretin kısmen terki durumunda da İ.İ.K.’nun “Alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksilten borçluların cezası “ başlıklı 331.maddesi ile alacaklıların menfaatini korunmaya çalışılmış olup 337/a maddesinin geniş yorumlanmasına ihtiyaç duyulmamaktadır.

c-İ.İ.K.’nun 337/a maddesindeki unsurlardan birinin varlığı aranmaktadır.

*- Ticareti terk eden tacirin terk tarihinden itibaren 15 gün içinde ticareti terk ettiğini ticaret siciline bildirmemesi veya bu hususu ticaret siciline bildirmesine rağmen bütün aktif ve pasifleriyle birlikte malvarlığını ,alacaklıların isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaması veya başvuruyu veya mal beyanını ticaret siciline veren tacirin bu hususun ilanı için gerekli masrafı ödememesi [8]

*-Tacirin beyanında mevcudunu eksik göstermesi ,

*- Aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermemesi ,

*- Beyanından sonra 2 aylık süre içinde hacze kabil malı üzerinde tasarrufta bulunması,

d-Alacaklının tacirin terk hükümlerine aykırı davranışından zarar görmesi gerekmektedir.

İ.İ.K.’nun 337/a-2 maddesinde alacaklının zarar gördüğü yönünde karine getirilmiş olup borçlu tarafından alacaklının zarar görmediğinin ispat edilmesi halinde ceza verilmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Borçlu alacaklının alacağını tahsilde güçlük bulunmadığını malvarlığının borcu karşılamaya yeter derecede olduğunu kanıtladığı takdirde cezadan kurtulabilir.[9]

2-MANEVİ UNSUR

İ.İ.K.’nun 337/a maddesi ile kötü niyetli borçluların davranışları ile alacaklıların hak ve menfaatlerinin zarar görmeleri engellenmek istenmiş olup, borçlunun kötü niyetli olduğunun söylenebilmesi için kastın veya taksirin varlığı şarttır. İşlerin herhangi bir sebep yüzünden geçici bir süre için durdurulması terk sayılmaz.[10]

B-ŞİKAYET

İ.İ.K. md.337/a hükmü gereği tacirin cezalandırılması zarar gören alacaklının şikayetine bağlıdır. 347.maddeye göre şikayet hakkı fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve herhalde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer. 349 /1 de ise şikayetin dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılabileceği belirtilmiştir.

Bununla birlikte her ne kadar 5371 sayılı CMK’da şahsi dava usulüne yer verilmemiş ise de İ.İ.K. da yer alan bu özel düzenleme gereği şikayet doğrudan icra ceza mahkemesine yapılabilecektir.[11]

C-GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

İ.İ.K.’nun 346.maddesi hükmü gereği “ Bu kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir.
İcra Mahkemesinin görevine giren bu işler diğer mahkemelerde görülen ceza davaları ile birleştirilemez.
Bu bapta yer alan suçlarla ilgili davalara, icra mahkemesinde bakılır.”

Yetkili icra mahkemesi ise İ.İ.K ‘nun 348 maddesi gereği icra takibinin yapıldığı yer mahkemesidir.

D-ZAMANAŞIMI

İ.İ.K’nun 354/2 maddesinde sadece, disiplin ve tazyik hapsine ilişkin kararların kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilemeyeceğine yer verilmiş olup dava zamanaşımı ile ilgili bir hüküm bulunmamaktadır.

Kanunda öngörülen şikayet süresi dikkate alındığında fiilin işlenmesinden itibaren bir yıl geçtikten sonra dava açılamayacaktır. Öğretide bir görüş tarafından bir yıl içinde dava açılması halinde uygulanacak dava zamanaşımı hakkında İ.İ.K.’da herhangi bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle TCK’nın 66.maddesine yer alan 8 yıllık dava zamanaşımının geçerli olacağı savunulmuştur.[12]

E- CEZANIN DÜŞMESİ VE CEZA VERİLMEYECEK HALLER

İ.İ.K.’nun 354.maddesi gereği “ ,,,müştekisi feragat eder veya borcun itfa edildiği sabit olursa dava ve bütün neticeleriyle birlikte ceza düşer.”

Yine md. 354/3 gereği “ Nafaka alacaklarına ilişkin takipler hariç , alacak miktarı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde bu Kanunda öngörülen disiplin ve tazyik hapsi uygulanmaz.”

III.SONUÇ

Sonuç olarak İ.İ.K.’nun 337/a maddesi ile alacaklıların hak ve menfaatleri kötü niyetli tacir borçluların davranışlarına karşı korunmaya çalışılmış olup bu madde hükmüne aykırı davranan tacirler zarar gören alacaklının şikayeti üzerine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabileceklerdir. Her ne kadar bu müeyyidenin ticaret şirketleri için uygulanamayacağını savunan görüşler olsa da gerek T.T.K.’nun 17.maddesi gerekse İ.İ.K’nun 345.maddesi göz önünde bulundurulduğunda söz konusu madde hükmüne aykırı davranan şirket yetkilileri hakkında maddede öngörülen müeyyidenin uygulanmasına engel bir husus bulunmamaktadır.

IV.KAYNAKLAR

HALMAN ÇETİN
Emine : İcra İflas Suçları ve Yargılama Usulü, B. 2, ANKARA, 2010

TOSUN Kerim/
ARTUÇ Mustafa : Açıklamalı İçtihatlı Türk Hukukunda Suçlar ve Tüm
Özel Ceza Yasaları , B.3 ANKARA,2007

GÜLEÇ Nuri : Türkiye Adalet Akademisi Dergisi , Ticaret Şirketleri İçin
Ticareti Terk Mümkün müdür? , ANKARA ,2012, Sayı 10

KURU Baki/
ARSLAN Ramazan/
YILMAZ Ejder : İcra ve İflas Kanunu ile Nizamnamesi ve Yönetmeliği, B.34, ANKARA ,2014

KARAHAN Sami/
ARSLAN İbrahim/
ÜNAL Mücahit : Türk Ticaret Kanunu ve İlgili Mevzuat ,
1. 6 , KONYA ,2011

[1] TOSUN Kerim ,ARTUÇ Mustafa, Açıklamalı İçtihatlı Türk Hukukunda Suçlar ve Tüm Özel Ceza Yasaları , ANKARA 2007 , B.3 , s. 842
[2] GÜLEÇ Nuri ,Türkiye Adalet Akademisi Dergisi Yıl 3 , Temmuz 2012 , Sayı 10 , s.24,25
[3] Yargıtay 16.Hukuk Dairesi, 03.02.20005 T. , 2004/6480 E., 2005/284 K. (Kazancı İçtihat Bilgi Bankası)
[4] Yargıtay 16.Hukuk Dairesi , 21.11.2011 T., 2011/6521 E. 2011/7656 K.(Kazancı İçtihat Bilgi Bankası)
[5] Yargıtay Ceza Genel Kurulu ,01.06.2010 T. , 2010/16-75 E.,2010/129 K.(Kazancı İçtihat Bilgi Bankası)
[6] GÜLEÇ Nuri,Türkiye Adalet Akademisi Dergisi Yıl 3 , Temmuz 2012 , Sayı 10 , s.3
[7] GÜLEÇ Nuri,Türkiye Adalet Akademisi Dergisi Yıl 3 , Temmuz 2012 , Sayı 10 , s.9
[8] TOSUN Kerim ,ARTUÇ Mustafa, Açıklamalı İçtihatlı Türk Hukukunda Suçlar ve Tüm Özel Ceza Yasaları , ANKARA 2007 , B.3 , s. 842
[9] HALMAN ÇETİN Emine , İcra İflas Suçları ve Yargılama Usulü , ANKARA 2010 , B.2 , s. 731
[10] GÜLEÇ Nuri,Türkiye Adalet Akademisi Dergisi Yıl 3 , Temmuz 2012 , Sayı 10 , s.12
[11] CGKK 13.02.2007. T. , 2007/17-16 E., 2007/28 K. (Kazancı İçtihat Bilgi Bankası)
[12] HALMAN ÇETİN Emine , İcra İflas Suçları ve Yargılama Usulü , ANKARA 2010 , B.2 , s. 734